28 Mayıs 2014 Çarşamba

İLĞİNÇ GÖRÜNTÜLER

Fema Underground Cities Anunnaki Hallowing the Earth


In The Beginning : The Epic of the Anunnaki - The Graphic Novel


Biblical FALLEN ANGELS - OR - Sumerian ANUNNAKI Creato



3000 Mile Wide Disc Caught By ISS?



MARS • NEW, NEVER SEEN BEFORE • Proofs about Life on



The Reason NASA Never Returned To The Moon 



GALAKTİK İNSAN WEB TEAM






EGE DEPREMİ VE ESRARENGİZ GELİŞMELER


"Günümüzün sıkça tartışılan konularından birisi de 'doğal felaketler'in (Kasırgalar, Depremler, Sel Baskınları,Kuraklık, İklim Mühendisliği vs. gibi) yüksek teknoloji ile uzaktan kontrol edilebilmesidir. Sanırım artık birçok kişi depremöncesi görülen tuhaf ışıkları, bulutları, sisleri ve anlam verilemeyen tuhaf doğa olaylarını az çok biliyor... Bu son yaşadığımız Ege Depremi ile birçok kuşku yeniden gündemde... Deprem öncesi bölgede yaşanılan olaylar bir araya getirildiğinde kafaların karışmaması mümkün değil. Hatırlarsınız, benzer olayların çoğunu Van Depreminde de yaşamıştık... (HAARP-VAN DEPREMİ ve normal olmayan düz hatlı (linear) deprem merkez üsleri..."

Veeeee elbetteki büyük acılar yaşadığımız HAARP-GÖLCÜK DEPREMİ 

Ege denizinde yaşanılan deprem öncesinde bölgede çekilen biraç Haarp Bulut foroğrafını ve sıra dışı alçak irtifa uçuşları ile bölge insanımızı taciz eden uçağa ait bilgileri de resimleriyle beraber sizlerle paylaşıyorum... Şüphesiz ki, deprem bölgesinde bunların dışında birçok fenomen daha yaşanmıştır... Belki zamanla onların da bilgi ve görüntüleri ortaya çıkabilir...
HAARP artık bilinen bir gerçeklik haline geldiği için detaylara girmeyeceğim... Zaten bahsetmeyen ülke de, lider de kalmadı nerdeyse... ABDi İngiltere, Almanya, Rusya ve Putin tabii...

Konuyu fazla uzatmadan deprem bölgesi üzerinde anlamlı uçuşlar yapan bir uçaktan bahsetmek istiyorum. O kadar aleni tacizler yaptı ki, TBMM'de soru önergesi bile verildi....





Uçağa ait kimlik bilgileri:

ModeS AA4862 


Registration N76153 

Type code B762 

Type Boeing 767-224S 

S/N 30432 

Airline United Airlines 


Geçtiğimiz gün Boeing 767 tipi N76153 tescilli uçağın Biga ve Çan ilçeleri üzerinde gerçekleştirdiği uçuş ile ilgili sorular soran Sarıbaş önergesinde şu ifadelere yer verdi.

Basında çıkan haberlere göre;


17 Mayıs 2014 tarihinde özel bir havayolu şirketi tarafından kiralanıp, halen ABD’ye kayıtlı olduğu ifade edilen, N76153 tescil no’lu Boeing 767 model uçağın, İstanbul Atatürk Hava Limanından kalkarak, Çanakkale Biga ve Çan ilçeleri ile Balıklıçeşme, Kemer, Karabiga, Gümüşçay üzerinde, bölge halkını da rahatsız edecek şekilde, uzun süre alçaktan uçarak turlar atmıştır.





Buna göre;

1) Yabancı bir ülkeye kayıtlı olduğu iddia edilen, N76153 tescil nolu Boeing 767 model uçak 17 Mayıs 2014 tarihinde Çanakkale Biga ve Çan ilçeleri ile Balıklıçeşme, Kemer, Karabiga, Gümüşçay üzerinde alçaktan, yöre halkını da rahatsız edecek şekilde uçarak turlar attığı iddiaları doğru mudur?

2) Çanakkale Biga ve Çan ilçeleri ile Balıklıçeşme, Kemer, Karabiga, Gümüşçay üzerinde alçaktan, yöre halkını da rahatsız edecek şekilde turlar ataması bilginiz dâhilinde, izin alınarak mı gerçekleşmiştir?

Bilginiz dışında gerçekleşmiş ise bu uçuşa izin verenler hakkında soruşturma başlatacak mısınız?

3) Tur atacak o kadar hava sahası var iken, İstanbul Atatürk Havalimanı’ndan kalkarak, tur atmak için Çanakkale Biga ve Çan ilçeleri ile Balıklıçeşme, Kemer, Karabiga, Gümüşçay bölgelerini seçilmesinin özel bir nedeni var mıdır?

Var ise sebebi nedir?

4) Yabancı bir ülke adına tescilli olan uçağın, bu şekilde uçuş yapıp turlar atması, ulusal güvenliğimizi açısından da tehdit oluşturmaz mı?

5) Uçağın özel donanımlı olduğu, bölgenin resimlerini çekerek, haritasını çıkardığı ve bu bölgenin de özellikle seçildiği iddia edilmektedir.

Bu iddialar doğru mudur?”

Kaynak : Bora SARAÇ

GALAKKTİK İNSAN WEB TEAM


23 Mayıs 2014 Cuma

UZAY - ZAMANDA YOLCULUK VE UZAY KAZALARI

Kur'anda UZAYDA, UZAY ZAMANDA VE ZAMANDA ÜÇ TÜRLÜ OLARAK GİDEBİLEN ARAÇLAR VAR... ZÜLKARNEYN BİLDİĞİN HİÇBİR KLASİK ARAÇLA (GEMİ, AT ARABASI VB.) gitmedi. Ayette ona nice nice herşeyden bir SEBEP vermiş ve yanına ARAÇLAR koymuştuk diyor ayet...


"Herşeyden de bir bilim vermiştik" diyor ayet... Bunlara bakınca, insanların kadırga-kalyon ile seyahat etmediğini görüyoruz. Yasin suresinin tam ortalarında "Onların zürriyetlerini de nice uzay gemilerine bindirmemiz bir delil değil midir?"diyor ayet...Onların (Mesela Nuhun bizim) zürriyetlerini (Kuşaklarını torunlarını) NUH gibi ama UZAYDA bir takım koloni gemilerine koymaktan söz ediyor ayet...
Yasin 41,42,43, gelecek için bir delilden söz ediliyor (Gelecek geçmişe delil olamaz. Ama geçmiş geleceğe delil olur, bu yüzden delil sözünün muhatabı doğrudan GELECEK kuşaktır).
Bu hangi gelecek kuşaktır. Gemilerden kurtulup, uçak ve balonlara terfi ederek, oradan da uzaya açılan kuşak... Yani uzay çağının KOLONİ dönemi... Bunu apaçık anlarsınız. Dediğimiz gibi, gelecekteki bir uzay istasyonu, asla Barbaros Hayrettine bir delil olamaz).
Evet şimdi "Onlara bir delil de: Soylarını dolu gemiyle taşımamız "dan sonraki bölüme bakalım:
"Soylarini dolu gemiyle taşımamız" kolonizasyon gemileri ile insanoğlunun uzaya açılması, yani Zürriyetler (Generations ve torunlarımız). Bu binekler (Gemiler ama UZAY G E M İ L E R İ dir ve elbette çok çeşitlilik göstermektedir. "ve kendileri için bunun gibi daha nice binekler yaratmış olmamızdır". Bu gemilerden söz ediyor ayetler...


43: Dilesek, onları suda boğardık;
Arapça bilenler bir baksın bakalım orada MA=SU kelimesi var mı? Suda boğulmak ĞARKtır, bakın bakalım ĞARK var mı? Ma, Mai, May, umman,Bahr(Deniz) vb. var mı? Gördüğünüz gibi YOK.
Suda boğulmak Arapça şöyledir: Ğurkuhu an Mai (umman, bahriy vb.) Öyle demiyor. Nuğrik=HAVASIZ ORTAMA ĞARK OLMAK ikisi farklı şeyler. Birinde ortam su ötekinde doğrudan havasızlık .
Onların zürriyetleri denince hem atalar hem torunlar olmaz, çünkü ONLARIN=ATALARIN Zürriyetleri=TORUNLARı biçiminde Allah vahyetmiş.
Uzay yolcularının astronotların KAZAYA uğrayacağı da söylenmiş ayetlerde... Nitekim bugüne kadar ölen astronot sayısı otuzu buldu ki, gelecekte bu kitlesel bile olacaktır... Şimdilik bireysel.. (Uzay mekiğinde sekiz kişi ölmüştü en çok).
“Ne yardımlarına koşan bulunur ve ne de kendileri kurtulabilirlerdi”. Ama bu ifadeden anlıyoruz ki: "Yardımlarına koşulmasına ve kurtarılmasına izin veriliyormuş. Hatta kendi imkanlarıyla kurtulabiliyorlarmış. İfade açık çünkü: "Dileseydik" diyor, "Yardımlarına koşan olmazdı"diyor (Ama yardım edileceği açıkça gösterilmiş).
Yasin suresinde PERİYODİK olarak bu uzay kazalarının OLACAĞI ve çok miktarda olacağı bildirilmiştir (Herkes o ayetleri Nuhun gemisi falan sanıyor). Periyodlar yinelenecektir. BENCE neden şu: Ödeneğin kısılması. Müteahhit UCUZA kaçmak zorunda kalıyor. Malzemeyi ya ÖNCEKİ stoktan kullanıyor, ya da METAL yorulmasına uğramış YEDEK PARÇA kurnazlığına yatıyor. Metalin nefsi vardır. (Elektron kabuğu serbest olduğundan gerçek anlamda NEFSİ vardır). Dolayısıyla metal yorgunluğu diye bir şey vardır. Eiffel kulesi şu anda yorgundur. Eski çelik putrel köprüler de... Hatta köhne otomobiller de. Metal yoruldu mu, nefsinde incelme olur. Onu da sizden/çevreden ELEKTRİK /elektron çalarak telafi etmeye çalışır (Soğuk havada metal üşüdüğünden sizi yakalamaya çalışır). Mesela kapıkolu buz tutmuş bir otomobili açmanız, ani elektrik deşarjına yani sizden elektrik çalınmasına ve kalbinizin aniden durmasına neden olabilir.
Yani hurdalar yorgundur. Vücuda açtırlar. Batınca istenmeyen hastalıkları başlatırlar (Tetanos yapan mikroorganizmaları ateşlerler). O fizyolojik bir değişmedir, yani NEFSİYLE İLGİLİ değildir. Metallerde elektronlar atomların çevresinde değil, tüm METALİN KABUĞUNDA ve de SERBEST dolaşırlar, bu yüzden METALİN NEFSİ VARDIR diyorum. Ama tahtada ametallerde vb. doğrudan atom çekirdeği yörüngesinde dolanırlar. Metaller zaten bir sırdır. NEFSTEN içeri ilerliyor. Yüzeyden (Afak) enfusaa doğru ilerliyor. Metalin AFAKı yani gerçek yüzeyi doğrudan atom dizgesidir. Enfus (Nefsi) ise SERBEST ELEKTRON KATMANIDIR. Eğer bizde Fe, Co, Zn, gibi metaller olmasaydı, insan soyu diye bir şey olmazdı. Biyoloji olmazdı. Organik kimya salt glikoz, sakkaroz vb. de kalırdı. Gördüğünüz gibi HİÇBİR ŞEY ŞAKA DEĞİL!
Statik elektrik birikiminin artmasına Kur'an, MESKENET diyor. Bu ayetleri araştırırsanız, meskenetin iyi bir şey olmadığını anlarsınız.
Bakara 112: Allahtan bir ipe ve insanlardan bir ipe tutunmaları dışında, nerede bulunsalar üzerlerine zillet damgası vurulur. Allahın hışmına uğramışlardır. Üzerlerine miskinlik damgası vurulmuştur. Bu böyledir. Çünkü onlar, Allahın ayetlerine küfrediyor, haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı; isyan etmişlerdi, zulüm ve azgınlık sergiliyorlardı.
Miskinlik damgası, “al maskanah zaalika”. Meskenet, yani statik elektriğin artması, tembellik halinde yoğuşması. Namaza kalkmamak gibi...
İnsanlığın Kur'an'dan öğreneceği çok şey var ama insanlar Kur'an'ı değil başka şeyleri araştırmakla OKUmakla meşgullar. Her ne arıyorsanız o KUR'AN da var..Yeter ki kitabınıza yönelin rabbinize yönelin !
Rabbi Zıdni İlmi

Kaynak : Kemal ŞEN
https://www.facebook.com/groups/314077882012316/664771790276255/?comment_id=664801410273293&ref=notif&notif_t=like
GALAKTİK İNSAN WEB TEAM

15 Mayıs 2014 Perşembe

ŞEHİTLERİMİZİN MEKANI CENNET OLSUN...

Bu Dünyada ışığı göremediniz ama bundan sonra ışıksız kalmayacaksınız.Mekanınız Cennet olsun şehitlerimiz... FOTOĞRAF SEDAT BUĞA  TARAFINDAN ÇEKİLMİŞTİR.


Fazıl Hüsnü Dağlarca'dan :
"Bir kömür, bir uzak, bir kara, bir derin, 
Ellerin, yer altında yitmiş kocaman ellerin.  
Yıllarca çalışırsın, gündeliğin on lira, 
Açsın, susar kuyular bağıra bağıra 
Koy yamyassı ayakların balçık toprağa girsin, 
Kim yürürse öldürürler bilirsin."






GALAKTİK İNSAN WEB TEAM

14 Mayıs 2014 Çarşamba

ALAMUT KÜTÜPHANESİ


166 yıl boyunca her türlü istilacıya kafa tutmuş Haşşaşiyun kalesi de teslim olmayı tercih etti! Cengiz Han'ın torunu olan Hülagu Han bu askeri inşaat mucizesini bizzat gelip gözleriyle gördü; efsaneye göre, orada Hasan Sabbah devrinden beri el sürülmeden duran ve hiç bozulmamış erzak depoları buldu.

Yaverleriyle birlikte kaleyi ve civarı teftiş ettikten sonra askerlerine her şeyi yıkmalarını ve taş üstünde taş bırakmamalarını emretti. Kütüphaneyi de esirgemedi. Bununla birlikte orayı ateşe vermeden önce, Cüveyni adındaki 30 yaşında bir tarihçinin içeri girmesine izin verdi. Cüveyni, Hülagu'nun isteğiyle, Cihan Fatihi Tarihi'ni yazmakla meşguldü. Bu eser bugün bile Moğol istilaları hakkında elimizde bulunan en değerli bilgi kaynağıdır. Cüveyni, on binlerce yazmanın raflara dizilmiş, paketlenmiş veya rulo yapılmış halde beklediği bu gizemli yere girebildi; dışarıda bir Moğol subayı ve el arabasına yapışmış bir asker bekliyordu. O el arabasına sığdırılabilen eserler kurtulacak, geri kalanlar alevlere yem olacaktı. Ne metinleri okumaya ne de başlıkların fihristini çıkarmaya vakit vardı.


Ateşli bir Sünni olan Cüveyni, birinci vazifesinin Allah kelamını ateşten kurtarmak olduğuna hükmetti. Kalın ciltleriyle kolayca ayırt edilen ve hepsi aynı yerde toplanmış mushafları telaşla toplamaya başladı. En az yirmi nüsha vardı; onları üç seferde el arabasına taşıdı ve el arabası hemen hemen doluverdi. Peki şimdi hangi kitapları seçecekti? Ciltlerin daha düzgün dizildiği bir duvara yöneldi ve orada Hasan Sabbah'ın otuz yıllık gönüllü inzivası sırasında yazdığı sayısız eseri buldu. Bunlardan birini, bir özyaşamöyküsünü kurtarmayı seçti. Daha sonra kendi eserinde buradan bazı bölümleri alıntılayacaktı. Yakın bir tarihte yazılmış ve belgelere dayandırıldığı anlaşılan ve Mehdi'nin öyküsünü ayrıntılarıyla nakleden bir Alamut tarihçesine de rastladı. Onu da hemen yanına aldı; çünkü İsmaili cemaatleri dışında bu hadiseyi bilen hiç kimse yoktu.

Tarihçi, [Ömer Hayyam'ın] Semerkant Yazması'nın varlığından haberdar mıydı? Herhalde değildi. Böyle bir eserden bahsedildiğini duymuş olsa onu arayıp bulur ve sayfalarını karıştırdıktan sonra kurtarır mıydı? Bilmiyoruz. Rivayet edilen o ki, gizli ilimlere hasredilmiş bir deste eserin önünde çakılıp kalmış ve onlara öyle dalmış ki saati unutmuş. Ona saatin geç olduğunu hatırlatmaya gelen Moğol subayının sırtında kırmızı şeritli kalın bir zırh varmış, başındaki miğferin arka tarafı da kabarık bir saç gibi genişliyormuş. Elinde bir meşale taşıyormuş. Acelesi olduğunu iyice göstermek için, ateşi tozlu bir rulo yığınına yaklaştırmış. Tarihçi daha fazla ısrar etmemiş, taşıyabileceği her şeyi hiç bakmadan ellerine kollarına ve koltuk altlarına sıkıştırmış, "Gökcisimlerinin ve Sayıların Ebedi Sırları" başlıklı yazma da elinden kayıp düşünce eğilip yerden alma zahmetine katlanmamış.



Haşşaşiyun kütüphanesi yedi gün yedi gece boyunca yanmış, hiçbir yedek nüshası da bulunmayan sayısız eser kül olmuş. Bunların içinde kainatın en iyi korunan sırlarının bulunduğu rivayet edilir. Dünyada bu tür kütüphanelerin yakılmasıyla eski ama günümüzden çok ilerde olan teknolojileri ilimleri bilimleri kaybettik ve karanlık çağ olarak adlandırdık.


GALAKTİK İNSAN WEB TEAM

13 Mayıs 2014 Salı

DOGON KABİLESİ VE MARSTAN KURTARILAN İNSANLARIN MUHİTTİN ARABİ TARAFINDAN BU KABİLEYE YERLEŞTİRİLMESİ


DOGON Gizemi, UFO Bilimin bir parçasıdır ve Mali’de yaşayan Afrikalı Dogon kabilesinin sahip olduğu M.Ö. 3200 yılına kadar uzanan ileri astronomi bilgilerinin kaynağını araştırır. 


Afrika kabilelerinin çoğunda olduğu gibi Dogonların geçmişi de oldukça karanlıktır. Dogonların şu anda yaşadıkları Bandiagara Platosu’na 13. ve 16. yüzyıllar arasında yerleştikleri tahmin edilmektedir. İnsanbilimcilerin çoğu, sayıları iki milyona varan Dogonları “ilkel” olarak tanımlasalar da Dogonlar, batı teknolojisine karşı olan ilgisizlikleri bir yana, zengin ve bir o kadar da karmaşık bir dine ve yaşam felsefesine sahiptirler. 


Dogonlar’ın ünü, ortaya attıkları ilginç ve şaşırtıcı iddiadan ileri gelmektedir. Bu Batı Afrika kabilesi, atalarının dünyadan 8,6 ışık yılı uzaklıktaki Sirius yıldız sisteminden gelen uzaylılar tarafından eğitildiklerine inanmaktadır. Bu kadar ilkel ve her şeyden uzak bir biçimde yaşadıkları halde gökbilim alanında olağanüstü ayrıntılı bilgiye sahip olmaları da bu iddialarını desteklemektedir.
1931 yılında Fransız insanbilimcileri Marcel Griaule ve Germaniae Dieterlen, Dogonlar’ı geniş çapta incelemeye karar vermiş ve 21 yıl boyunca Dogonlar’la yaşamışlardır. Bu iki insanbilimcinin araştırmaları Dogonlar hakkında pek çok bilinmeyenin keşfine olanak sağlamıştır.

Dogon’ların Gizemi Neydi?

Orion yıldız kuşağının hemen yanında bulunan ve Köpek Yıldızı olarak da bilinen Sirius yıldızı ve onun çevresinde döndüğüne inanılan yıldız ve gezegenler, Dogon mitolojisinin temelini oluşturmaktadır. Dogonlar, Sirius yıldızının en parlak yıldız olduğunu, Sirius’un yanında çıplak gözle görülmeyen küçük, yoğun ve sönük bir yıldızın daha bulunduğunu ve bu yıldızın tam konumunu biliyorlardı. Potolo olarak adlandırdıkları bu yıldızın, dünyada bilinen tüm maddelerden daha ağır bir maddeden oluştuğuna ve Sirius’un çevresini 50 yılda döndüğüne inanmaktaydılar. Oysa ki, batılı gök bilimciler 19. yüzyılın ortalarına kadar Dogonlar’ın bahsettiği bu soluk yıldızın varlığından bile habersizdiler. 1862 yılında Amerikalı gök bilimci Alvan Graham Clark yeni bir teleskopu denerken bu yıldızı keşfetmiş ve Sirius B ismini vermiştir. Ayrıca 1920’lerde ortaya çıkmıştır ki Sirius B bir “cüce yıldız”dır. Cüce yıldızlar oldukça soluk, ışıklı, küçük fakat yoğun yıldızlardır. Sirius B gerçekte Dünyadan daha küçük olmasına rağmen, tıpkı Dogonlar’ın belirttiği gibi o kadar yoğundur ki, kendisinden alınan bir çay kaşığı dolusu madde 5 ton ağırlığına gelir. 


Daha da ilginci, Dogonlar’ın bilgilerinin sadece bununla kalmayıp aynı zamanda, modern dünyamızda ilk kez Galileo tarafından gözlemlenen Jüpiter’in dört uydusundan ve Satürn’ün yalnızca teleskopla görülebilen halkalarından da haberdar olmalarıdır. Dogonlar, ayrıca, sayısız yıldızın varlığına ve Dünyanın da içinde yer aldığı Samayolu’nun sarmal bir gücü olduğuna inanıyorlardı. 



Dogonlar sahip oldukları bilgilerin çoğunu sembollerle anlatmışlardır, ve bu sembollerinin temelinde Nommo'lar diye adlandırılan ve dünyayı uygarlaştırmak için uzaydan geldiğine inanılan hem karada hem de suda yaşayabilen varlıklardır. Dogon rahiplerine göre, eski zamanlarda Sirius sistemindeki bir gezegenden dünyaya inen Nommolar sahip oldukları bilgileri o zamanki rahiplere öğretmiş, onlar da bunları yeni kuşaklara anlatmışlardı. Nommolar dünyanın yaratıcıları olduğu kadar, insanoğlunun ataları ve ruhsal ilkelerin koruyucuları, “yağmuru yağdıran güçlerin ve suların mutlak sahipleri” idi. 



Dogonlar üzerinde araştırma yapan Amerikalı bilim adamı Robert Temple, bir Nommo uzay gemisinin gelişini ve dönerek yere inişini simgeleyen resimler bulmuştur. Geminin Dogon ülkesinin güneydoğusuna indiği söyleniyordu. Dogon rahipleri geminin inişini tanımlarken onun kuru toprağa indiğini ve oluşturduğu girdap dolayısıyla bol miktarda toz kaldırdığını anlatmaktadırlar.

 


Dogonlar da Sirius’lu gezginlerin bir gün geri döneceğine inanmaktadırlar: “Göklerde bir yıldız belirecek ve bu Nommo’nun yeniden dirilişinin işareti olacak.” der bir yazıt .
Dogonlar ve Sirius yıldızıyla aralarında kurdukları bağ, UFO araştırmacılarının olduğu kadar yaratılış teorisyenlerinin, astronomların ve bilim adamlarının da ilgisini çekmiş, bu kabilenin kökenleri ve sahip oldukları derin astronomi bilgisine nasıl ulaştıkları hakkında pek çok araştırma yapılmıştır. Arkeolog-yazar Erich Von Daniken Dogon inançlarını kabullenmiş ve bu bilgileri, geçmişte dünya dışı varlıkların dünyamızı ziyaret ettiğinin kesin bir kanıtı olarak yorumlamıştır. Gerçekten de “ilkel” Dogonlar’ın yüzyıllardır sahip olduğu bilgileri bilim henüz yeni yeni keşfetmektedir. 


Bunun son örneği Dogonlar’ın Sirius siteminde Emme Ya adını verdikleri ve Nommoların gezegeni olduğunu söyledikleri üçüncü bir yıldızın varlığından bahsetmeleridir. Bunun Popola (Sirius B)’dan dört kez daha hafif olduğunu, yine Sirius B gibi 50 yıllık bir zamanda daha geniş bir yörünge çizdiğini ve her ikisinin çapları arasında bir dik açı oluştuğunu belirtiyorlar ve Emme Ya’nın bir de uydusu olduğunu söylüyorlar. Hakikaten de Dogonlar’ın Emme Ya’sı vardır ve o astronomlar tarafından ancak 1995 yılında keşfedilmiş olan Sirius C yıldızıdır! İşte bu Nommoların yaşadığı yıldızın keşfidir..

GALAKTİK İNSAN WEB TEAM

9 Mayıs 2014 Cuma

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE GELEN DÜNYADIŞI İZLER 6.BÖLÜM

GEÇMİŞ TARİHTE RESMEDİLMİŞ UFOLAR

1-Bu illüstrasyon 12.yy. Yunan el yazması ”Evangelistlerin Kitabı”ndandır ve “İsa’nın Doğumu” adını taşır. Eğer resmin sağına bakarsanız içinde bir takım figürlerin görüldüğü yarım daire şeklindeki bir cisme bakan iki figür göreceksiniz. Cismin doğumun üzerine parlayan bir ışık demeti olduğu görünüyor. Gözlemi yapanlardan biri gözlerini koruyor; sanatçı muhtemelen objenin parlaklığını ifade etmeye çalışıyordu.
2-Yukardaki görüntü Prajnâpârâmita-Suna isimli eski bir Doğu metninden alınmıştır. Resmin büyütülmüş detayında şapkaya benzer 2 nesne olduğunu görebilirsiniz, ancak bu şapkalar havada uçmakta! Aynı zamanda bir tanesinin üzerinde pencereler varmış gibi görünüyor.

3- Bu resim, Romalı tarihçi Julio Obsequens‘ın “Prodigiorum Liber” adlı kitabında ayrıntıları verilmiş olan Roma’daki bir UFO gözleminin rönesans dönemindeki çizimidir.

4- Bu bir 17.yy. freskidir ve Mtskheta, Gürcistan’da bulunan Svetishoveli Katedrali’nde yer almaktadır. İsa’nın iki yanında çay tabağı şeklindeki uçan gemilere dikkat edin.
               
5-Bu iki duvar halısı 14.yy.’da yapılmıştır. Her ikisi de Meryem’in hayatından kesitlerdir. Şapka şeklindeki objeler her iki duvar halısında da net olarak görülebilir. Soldaki 1330’da yapılmıştır. Sağdakinin ismi “The Magnificant /Muhteşem”dir. Her ikisi de Burgandy, Beaune’daki Fransız Kilisesi Notre-Dame’da bulunmaktadır.
6-Bu iki obje 1350’de yapılmış ,“İsa’nın Çarmıha Gerilişi” adındaki freskten detaylardır. Yugoslavya, Kosova’daki Visoki Decani Manastırı’ndaki mihrabın üzerinde yer almaktadırlar.

8-Yukardaki resim Paolo Uccello (1396-1475)’ya aittir ve “La Tebaide” (1460-1465’te yapılmış) adındadır. Sağdaki büyütülmüş resimde İsa’nın yanında kırmızı çay tabağı şeklindeki bir UFO görülüyor. Bu resim Floransa Akademisi’nde bulunmaktadır.

9-Yukarıdaki resim Conrad Lycosthenes (1518-1561)’in “Prodigiorum Ac Ostentorum Chronicon” adlı kitabındandır. 1480’de Arabistan’daki bir UFO gözlemini betimler. Kitap Avustralya Müzesi Araştırma Kütüphanesi’nde bulunmaktadır.

      






10-“Saint Emidius’un Vahiyi” (1486) isimli üstteki tablo Carlo Crivelli (1430-1495) tarafından yapılmıştır ve Londra’daki Ulusal Galeri’de asılıdır. Tabloda, disk şeklindeki bir obje Meryem’in başındaki tacının üzerini bir ışık demetiyle aydınlatıyor. Resmin hemen yanında objenin büyütülmüş şekli görülmekte.


11-Bu resim 1566’da İsviçre’de Basel semalarındaki bir UFO gözlemini tasvir ediyor. ( Zürih Merkez Kütüphanesi, Wickiana Koleksiyonu )

12-Yukarıda görülen tarihi ve sanatçısı bilinmeyen resim, Belçika, Conti Dotremond Kalesi yakınlarında bulunmuş ahşap üzerine bir çizimdir. Musa’ya gönderilen tabletlerin hemen yanında gökyüzünde birkaç nesne görülüyor.

13- Bu, 1680 yılında tekerleğe benzeyen bir cismin gözlendiği UFO gözleminin anısına yapılmış bir Fransız madalyasıdır. Sanatçı ve yer bilinmiyor.

14-“İsa’nın Vaftizi” adındaki bu resim Flaman ressam Aert De Gelder’a aittir. 1710’da yapılmıştır ve Cambridge’deki Fitzwilliam Müzesi’nde bulunmaktadır. Disk şeklinde bir cisim vaftizi yapan Yahya’yı ve İsa’yı bir ışık demetiyle aydınlatıyor.

15- Yukardaki resim Anon’un “Bakirenin Göğe yükselişi  eseridir. 1490’da yapýlmýþtýr. Bir kez daha disk þeklindeki bulutlara dikkatinizi çekeriz

18- Yine tekerlekler! Bu resim 4 Kasım 1697’de Almanya, Hamburg üzerinde yapılmış bir UFO gözlemini gösteriyor. Cisimler “ışık saçan iki tekerlek” olarak tanımlanmıştır
19-Yukarıdaki illüstrasyon 18 Ağustos 1783 akşamı saat 21:45’te Windsor Kalesinin terasındaki 4 kişinin İngiltere’nin Home Counties semalarında ışık saçan bir cismi gözlemlediği olayı tasvir ediyor. Bu olay ertesi yıl “Kraliyet Ailesi Felsefi İşleri”ne kaydedilmiştir. Bu rapora göre şahitler “ufka hemen hemen paralel olarak hareket eden dikdörtgen şeklinde bir bulut” gözlemlemişlerdir. “Bulutun altında parlak bir cisim görülüyordu, bu cisim küre biçimini alarak ışıl ışıl parlamaya başladı ve durdu. Bu garip küre önce soluk mavi bir renkteyken derken ışıltısı arttı ve batıya yönelerek tekrar harekete geçti. Ardından yönünü değiştirerek ufka doğru yönelip güney-batı istikametinde gözden kayboldu. Saçtığı ışık muazzamdı; yerdeki herşeyi aydınlatıyordu”. Bu olaya Thomas Sandby (Kraliyet Akademisi’nin kurucularından biri) ve kardeşi Paul de şahit olmuşlardır.

Bu resmin adı "Meryem ve Aziz Giovannino", 15 y.yıla ait bu tablonun ressamı Domenico Ghirlondaio. Palazzo Vecchio'da asılı olan tablo "Loeser Koleksiyonu" nun bir parçasıdır. Resimde Meryem'in sağ omuzunun üstünde disk şeklinde bir nesne görülüyor. (Yakın planı altta)
Bu tablonun gazete haberi.

Bu aşağıda ki resim 4 Kasım 1697'de Almanya Hamburg üzerinde yapılmış bir UFO gözlemini gösteriyor




Bu yukardaki resimse, Hz. İsa ile Meryem'i disk şeklindeki bulutların üzerinde tasvir ediyor. Masoline de Panicale (1383-1440) tarafından yapılmış olan bu resim halen İtalya Floransa'daki Santa Maria Maggiore kilisesinde bulunmaktadır. 

GALAKTİK İNSAN WEB TEAM