14 Ocak 2015 Çarşamba

TÜRK'ÜN YASAK KİTABI -KIZIL ELMA SIRRI-



Onlar Gökçelik miğferliydiler...





Kanatlı Gökbörüleri vardı...



Demir Toynaklı idi Atları...



Aydaydı son Sırları...






Hakikâti Dünya denen yerkürede arayanlar yine yanılmışlardı. 






DÜNYA TARİHİ AYRI İDİ, ORALARINKİ AYRI...




Yeryüzünde ne varsa bir çoğu dış gökten gelmişti. Bilgi, Cevher, Maden, YAŞAM...

ATAM (Adam-AdemKök Atam"inin düşmanınızla (Bakara 36)" emri geldiğinde Yer küreye Dünya'ya ayak basmadan bir çok yerde durakladı, konakladı, kaderini yaşadı. Düşmanı takipteydi.

Kök Ata Yerküreye inmeden durakladığı konakladığı yerlerde Dünya Zamanı gibi olmayan 10 bin sene yürüdü. İnerken Eşinden ayrılmıştı. Eşide yürüyordu nihayet AY'da buluşmuşlardı. Bu buluşma daha sonra Yeryüzünde de gerçeklşeşecekti. Yani en son indikleri Dünyada.






9 Yer Gezegen sonra ATA Cennetinde Rahime Düşen 4 Düz çocuğu doğurdu Kök Atanın Eşi. Büyüttü Burada Bin Yıl Eğlendi Türediler...

Evrenin En Bilgeleri...



                     Hünerli idi Kılıçları Kalkanları...
Savaşçılarıydılar...




Tek Tengriye Tek Yaratıcıya Gücü Her Şeye Yetene inanıyorlardı...

Tengri elçilerine uyarlardı. Yasaları vardı...

Mim Çağına ulaşmayı dilerlerdi...

Gelecek Zamandan kendi zamanlarına Gelin ve Damatlar getiriyordu Zaman aşıcıları 3 Çağın tek bilgesi gözetiminde. Türeyiş böyle sürüp gitti...


O YERLERİN ÇAĞI AYRI İDİ, DÜNYA ÇAĞI AYRI...


3 HİLÂL: DÜNYA ÇAĞI, O YERLERİN ÇAĞI, ZAMANSIZLIK ÇAĞI...


Gün geldi 3 Çağı Bir Yerde Birleştiren Bir ATAM (ADAM) geldi. 

Onun Adı OK-UZ'du.

Bütün Madenleri ehilleştirdiler. Biri Hariç. Onut Tengri Dünyaya imtihan bıraktı. Nefislerde Simyalanmalıydı. Bu Maden...


Hızlı öğreniyorlardı, yüksek zekalıydılar...

Aranır o Taşlar...

Onlar. Mekanik Dijital ötesi taşlara Kayıt yaptılar. Teknolojileri o kadar ileriydiki, sihir zannedilecek kadar...

                                                                            


OK-UZ Ataya Bazen OĞUZ dendi. Son Kitaptaki adı ZÜLKARNEYN'di. OK-UZ Atadan önce o yerlerin çağında, Yer yüzünde sırrı çıkacak olan gezegende Kök salan Kök Atamın 4 Düzleri, 9 Gezegene 9 Alamet Nişan diktiler. Hakim oldular. (9 TUĞ SIRRI). 9 Nişanın 9 Düşmanı peydahlandı. Bu Kadim Düşman Şeytan ve soyundan müttefiklerinden oluşuyordu.

Daha sonra bu düşmanlık yer yüzünde (DÜNYADA) Devam edecekti. 

Kök Atamın 4 Düzlerinden birinin adı HUN'du. Bulunduğu Yerlerde daha önce yaratılanlar vardı. Cinler, Elifanlar, İnsansılar ve diğerleri. 4 Düzler Türeyince kimileri kimileri ile ittifak bile yapmıştılar. Savaşlar, el değiştiren mevziler. Değiştikçe hakimiyetler, Gezegenler ve Yıldızlar da isim değiştiriyorlardı. HUN oluyor Melekler seviniyor, Neptün Mars oluyor Şeytan ve Avanesi seviniyor işte tanrılar diyorlardı.

Savaşların yeni nedeni tengri buyruğu ile inilecek yeni gözde yeryüzü (DÜNYA) idi. Oranın hakimiyeti peşindeydi Şeytan ve soyu.

                                                                                  

Ansızın Manyetik TUFAN oldu. Yıldız Sisteminde. 

Gemileri olanlar kaçtılar. Ne kadarı kurtuldu bilinmez. Tengri önceden HUN'a Gemi var etmişti. Uyanlarla binsinler diye. Son kitapta Yaratan kendisinin yarattığı gemiden bilgi verir. "Yaratılmış, (KUL) yapısı olmayan Gemi. (Zuhruf 12)"

HUN GÖKTE GÖRDÜ, NUH YERDE GÖRDÜ TUFANI... 

Güneş Ganeş... ( Ganesha )



Ejderhalar Çok Çektirdi... 



Bu Gemi Dev Bir Gezegenin Uydusu Gibiydi... Küre Şeklindeydi Belkide Küçük bir yıldızdı. Nevisini Tengri Bilir. 

                                                           


Bulundukları Gezegenin tüm bilgileri bazı canlılar ve Kanatlı Gökbörüler Küre Gemiye Yüklendi. Gemi Nihayet Hareket Etti. Kendi Yurtları Alev Alev yanarken Kızıllığı Küre Gemiye Vurmuştu. Bu Küre Gemi Bir "KIRMIZI ELMA'ya" Benzemişti.

Gemi Bir Hayli Süzüldü Tengrinin çizdiği yörüngede. İçinde Kadim Bilgiler Hakimiyet Sırları Vardı. Gemi Dünya'ya en yakın Başka Küre, AY'a yaklaştığında HUN ve HUN'a uyanlar AY'a göçtü.

Küre Gemideki Tüm Bilgiler AY'a Taşındı. Ay Bilgi, Bilge Doldu.


AY o zaman yem yeşildi. Dünyadan Bu Yeşillik Parlak görülürdü. Yer yüzüne Kök Ata ve Eşi Kök Ana inmişti çoktan. Ama HUN ve ona uyanlar inememişti. Ne Gariptir o zaman AY'dan Dünya'ya Gemilerle gelinmeye çalışılıyordu kaç zaman.

AY'da HUN Tengri Gemisinden Aldığı bilgilerle Küçük bir uçan binek yaptı. İçine aldı gereklileri. Kanatlı Gök Börüsüde vardı indi Nihayet yere (DÜNYAYA). Babası Kök Ata Ana Ata ve Kardeşleri ile Kucaklaştı. Geldiği yerlerin zamanı buralarda Günlere Aylara sığacak kadardı. Oysa oralarda Bir Çağ yaşanmıştı. Derken Dünyadan görülen YEŞİLAYKIZILAY'a döndü birden. Anlaşılmıştı Şeytan oraya saldırmış yakmıştı. Oradakilerin Akıbeti Bilinmez.


TÜRK İSTER GÖKTE TEKNOLOJİNİN SON SINIRI İLE KUŞANSIN, İSTER YERDE BİR KILIÇ TÜRK TÜRKTÜR. OKTAN KELEŞ...



AY'ı çatlatana kadar Bombalamak kimlerin fikri?

4 KARDEŞ...


4 Düzlerin İkisi Ayrı Yıldız Sistemlerine göçmüştü Sırları ile...

Onlara GÖKTÜRKKÖKTÜRK Dediler. Halâ Beklenirler, Yer Yüzünün Hakimiyeti için. Gelecektirler HUN'un Soyu, Türk'ün Amcaları YERTÜRK'lere desteğe, Kayalardan çıkanla (Bkz:2023 Kayaların Oğlu BARIŞ MANÇO).



Biri AY'da Öldü Eceli ile Kabri Kaldı Mazide. Zira Şeytan ve O Yerlerin Yaratıkları Fırsat Buldukça Dünya'yı Yoklamışlar Ejderhalarını Bile Salmışlardı. İndikleri Yerlere Taşlar Bile Dikilmişti.

Onları Yok etmek Kanatlı GökBörülere düşmüştü. Yer yüzünde insanlar bunların çoğunu Tanrı Bildi. Hele bir tanesini Güneşten geldi zannetiler, Hortumu vardı Solungacında. Zira Tengri Haram etmişti Yer yüzünün havasını. Hortumuyla soluyordu YER'de. Dünyanın bir köşesindekiler Ona GÜNEŞ GANEŞ (GANESHA) dediler. Diğer Köşesindekiler onun oğlu RA dediler. Soyu, Gökte Taktıkları Hünerli Hortumları ile Yer Yüzünün Havasını Solumak Hakim olmak diler. Dünyanın havasını Kirletmek Kimlerin Fikri? Soluyanlar solumasın, soluyamayanlar solusun diye. Ganeş Şeytanın desteği ile Son Yalancıya Müttefik olmak için Fırsat kollar, Akıbeti bellidir. "Hortumunu Damgalayacağız (Kalem 16)"
 


Kök Ata'nın Yeryüzünde böylelikle 2 oğlu kalmıştı. Biri Gökte Doğan HUN. Yaradan son kitapta ona Alim dedi (Halk arasında bilinen Habil). Kurbanı kabul olacaktı. Yerde doğan kardeşi tarafından canına kıyıldı. Yaradan buyruğu uğruna yeryüzünde öldürülen ilk şehit olacaktı. Onun oğlu TURK soyunu Devam ettirdi. Yeryüzünde Yaradan adına ilk Orduyu kurdu. Babası HUN'un vasiyeti KIZIL ELMA'yı arayın Bulun ulaşın yeryüzünün son nefesine kadar tenbiğini töreledi.
                                                                               

                                   Yerlerin Türeyişi Başka, O Yerlerin Başka idi...

Kızıl Gemide Asıl Bilgiler Sırlar
O Gökte Süzülmekte
Sahiplerini Bekler
Onu Ele Geçirmek Türk'ün Görevidir.


ONA ULAŞMAK İÇİN YERDE YAPACAK İŞLER VAR

-GÖKLERDEN GELEN BİR SES SANA NE DİYOR DİNLE- (HARBİYE MARŞI)


BU YAZI BU ADRESTEN ALINMIŞTIR: onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=3486

Harbiye Marşı:    

                                                                             
                                                     GALAKTİK İNSAN WEB   

9 Aralık 2014 Salı

İslam’da Reenkarnasyon Var mıdır?

İslam’da Reenkarnasyon Var mıdır?


Enkarnasyon: Vücut bulma, ete bürünme. Reenkarnasyon: Başa gelen “Re” yle, tekrar bedenlenme olarak anlamlandırılır.

Reenkarnasyon zor kanıtlanabilen görece bir olgudur.  Özellikle materyalistlerin zinhar reddettikleri; her şeyin bu bedende gerçekleştiğini ve beden ölümü gerçekleştikten sonra hiçbir yaşamın olmadığını öne sürerler. Onlar ruhun varlığını baştan kabul etmezler. Ve beden yoksa hiçbir şey yoktur düşüncesine inanırlar.
Katre idim ummanlara kavuştum
Kaç bulandım kaç duruldum kim bilir.
Âlemleri kaç devredip dolaştım
Bir sanata kaç sarıldım kim bilir!
Bulut olup yağdığımı bilirim
Alt’anadan doğduğumu bilirim
Kaç ebeden kaç soruldum kim bilir!
Gufrani
Reenkarnasyon zor kanıtlanabilen görece bir olgudur.  Özellikle materyalistlerin zinhar reddettikleri; her şeyin bu bedende gerçekleştiğini ve beden ölümü gerçekleştikten sonra hiçbir yaşamın olmadığını öne sürerler. Onlar ruhun varlığını baştan kabul etmezler. Ve beden yoksa hiçbir şey yoktur düşüncesine inanırlar.
Bana göre ise madde vardır, ancak her maddenin taşıdığı bir de enerji vardır. Bu enerji, maddenin katı haline göre çok daha süptil olan ve yine maddenin farklı bir halidir. Örneğin;  ışık, ses, frekans vb. gibi.
Önce ruhlar vardı! Yaratıcı bilinmek istedi, tezahür etti ve  “Ol” dedi evren oldu!
Bir başlangıç olarak kabul edilen “Ol”,  ruhun madde üzerinden kendisini anlaması için gereken bir oluşumdu.  O nedenle, bu dualite ilişkisinde maddeye bakarak ruhun içinde var olan cevheri yine madde üzerinden anlamak ve taşıdığı evrensel bilgiyi şuur kanalıyla bilince indirmek mümkün görünmektedir. Bu tıpkı aynada kendi yansımamıza bakmak gibidir. Dolayısıyla beden bir ayna ise ruh buna bakarak kendisinde olanı tanımaya çalışır. İşte, doğum ve ölüm arasında geçireceğimiz süreçte, ruhta var olan bilgiyi açığa çıkarmak üzere yeniden bedenlenmeye reenkarnasyon denmektedir. Ve reankarnasyon, “Karma Planı”nın bir gereğidir.

Reenkarnasyon inancı diğer dinlerde ya da kültürlerde var mıdır?

Yaptığım geniş araştırmalar sonucunda Mısır, Sümer, Maya medeniyetleri; Hinduizm, Budizm, Yahudilik, Yezidilik, Dürzilik, Alevilik gibi inanç ve düşünce sistemleri; Kızılderililer, Aborjinler, Eskimolar ve Türklerin eski inançları olan Şamanizm gibi inanç sistemleri ve kültürlere bağlı düşünce sistemlerinde reankarnasyon inancının var olduğunu söylemek mümkün görünmektedir.
Üç büyük dinden biri olan Yahudi tradisyonunda reenkarnasyon olgusu tartışmasız olarak kabul edilir. Hıristiyanlığın ilk dönemlerinde reenkarnasyon olgusunun kabul gördüğünü, ancak daha sonra buna dair yazılı olan orijinal metinlerin tahrif edildiği ya da değiştirildiği anlatılmaktadır. Fakat yine de Hıristiyan mezheplerinin bir bölümünün reenkarnasyonu kabul ettiği bilinir.
Bu durum benzer bir şekilde İslam’da da görülmüş, yani üzeri örtülmüştür. Ve kesinlikle İslam’da reenkarnasyon fikri kabul edilmemektedir. Hatta Kur’an’da buna dair bir bilginin olmadığı dahi iddia edilmektedir. Fakat bu iddia tartışmaya açıktır! Çünkü inkârı mümkün olamayacak şekilde bazı ayetler reenkarnasyonu hatırlatmaktadır. Örneğin, Vakıa 61. Ayet:“Yerinize diğer benzerlerinizi getireceğiz ve sizi bilemeyeceğiniz bir şekilde yeniden oluşturacağız.” ; Bakara 28. Ayet: “Sizi ölü iken O diriltti, sonra yine sizi O öldürecek, yine sizi O diriltecektir.”
Diğer taraftan İslam geleneğine bağlı Mevlana ve Yunus Emre gibi tasavvuf ehilleri reenkarnasyonu kabul etmektedirler.  Tabii bir de Lûvi geleneği, Bektaşi ya da günümüz Alevilerinin deyişlerinde de reenkarnasyon anlatılmaktadır.
Kaç kez gani zengin oldum kaç kere fakir,
Kaç kez altın oldum, kaç kere bakır.
Bilmem ki kaç kâtip ismim okur,
Kaç defterde kaç görüldüm kim bilir…
Kaç alet oldum ellerde bakıldım
Semadan kaç kere indim çekildim
Balçık olup binalarda yapıldım
Kaç yıkıldım kaç kuruldum kim bilir!                  
Gufrani

Reenkarnasyon üzerine yapılmak istenen bu örtme, gizleme ve değiştirmeler neden yapılmak istenmiştir?

Bu yaklaşım şekli akıllarda büyük bir soru işareti oluşturmaktadır. Bu sorgulamaya geçmeden önce reenkarnasyonun ne olduğunu biraz açmak isterim;
Enkarnasyon: Vücut bulma, ete bürünme. Reenkarnasyon: Başa gelen “Re” yle, tekrar bedenlenme olarak anlamlandırılır.
Evren, hep bir ritim ve bir döngüyle işlemektedir. İşte bu döngülerden biri de reenkarnasyondur.
Kimileri bu döngünün kaçınılmaz bir süreç olduğunu, kimileri ise beden öldükten sonra her şeyin sona ereceğini düşünür ve buna inanır.
Bir olguyu değerlendirirken en kaba plan olan madde üzerinden izleyerek, gözlem yaparak, usa vurarak belli bilgilere ulaşmayı ihmal etmemek gerektiği bilinciyle bakacak olursak: Tek hücreli canlıdan çok hücreliye; oradan bitki, hayvan ve en gelişmiş olarak kabul ettiğimiz insan formuna doğru bir gelişim ve süreklilik söz konusudur.
Konu üzerinden düşünmeye devam ederek zaman boyutunda ileri ve geri hareket ettirelim. İnsanın biyolojik gelişim sürecini göz önünde bulundurduğumuzda maymunumsu bir canlıdan, insanımsı oluşuna dek ve düşünen insandan düşündüğünü düşünebilen insana doğru bir gelişim ve bir evrim geçirdiğini reddedebilir miyiz? Edemiyoruz! O halde bu gelişimin atadan oğula genetik aktarım yoluyla tekrar “ete bürünerek” devam ettiğini söyleyebiliriz. Dolayısıyla bu zincirleme devamlılık işin nesnel (maddesel) olan yönünüdür. Bir de bunun öznel yönü bulunmaktadır.  Başka bir deyişle, maddesel ve ruhsal yönü ya da somut ve soyut yönü diyebiliriz.


Bu döngüde insan formu varlığını sürdürmeye devam edebilir mi? Bunu şimdilik bilemiyoruz. Ancak bildiklerimiz üzerinden bilmediklerimizim cevaplarına ulaşabiliriz. Örneğin bir dönem insan formumuzun dünya gezegeninde henüz olmadığını biliyoruz. Bu bilgiye bakarak, bir gün bu bedene ihtiyaç duymayacağımız bir forma dönüşebileceğimizi düşünebiliriz! Kim bilir belki de ışık beden olur ve uzayın herhangi bir yerine ışık hızıyla gidebiliriz. Bunu şu andaki bedenimiz üzerinden düşünce yoluyla kısmen gerçekleştirebiliyoruz.  Mesela, çok uzakta olan bir tanıdığımıza telepatik olarak (düşünce üzerinden)  sinyal gönderebiliyoruz.
Bu açıklamalarım fantastik bir eğilim uyandırıyor olabilir. Oysa bu hiç de fantastik değildir.
Biyolojik şifrelerimizi oluşturan unsurlar aynı zamanda bilincimiz ve düşüncelerimizle birlikte hareket etmektedir.  Huyumuz- suyumuz bizden sonraki nesillere aktarılan daha soyut olan yönümüzdür.  Tabii ki, bu genetik zincir devam ederken bir taraftan yaşamakta olanla, diğer taraftan yaşayana eşlik eden “yeni doğan” ve ölüme yakın olan yaşlı jenerasyon bir aradadır. Dolayısıyla aktarım yalnızca genetik değildir. Elle tutulup gözle görünmeyen düşüncelerimiz sözlü aktarımlara, geleneklere, göreneklere, sembollere ve ritüellere bürünerek de yaşam bulmaktadır. Bu bakımdan Kızılderililerin kendilerinden sonraki nesillere bırakacakları maddî ve manevî değerlere önem vermeleri, hayranlık uyandırmaktadır.
Toparlarsak, inkâr edemeyeceğimiz; bir döngünün somut da olsa, soyut da olsa madde üzerinden sürmesidir. İşte bu noktada reenkarnasyona inanmamanın bir önemi var mı? Belki de reenkarnasyona inanmak bize cesaret verecektir. Bu sefer yapamadıklarımızı diğer bir gelişimizde tamamlayabileceğimizi hatırlatacak. Geçmiş bilgileri taşıyor olduğumuzu ve bunlara yenilerini katarak devam etmemiz gerektiğini uyaracak. Ta ki, “Nesl-i Hû” ya dönünceye kadar.
Eğer büyük planın sadece bir parçası olan doğum ve ölüm kıstasında; sadece bir kere dünyaya gelmek ve daha sonra diriliş gününde diriltilmek düşüncesini kabul ediyorsak bu biraz trajikomik görünüyor. Bu ne aklın bir ürünü olarak görünüyor, ne de evrim ve tekamül yasalarına cevap veriyor.
Reenkarnasyonun olduğuna inanmak zarar vermez, fakat onu yok saymak çok tehlikeli noktalara götürebilir. Şimdi yukarıda da bahsettiğim, Kur’an’da reenkarnasyondan bahsedildiği halde yoktur denmesindeki amaç ne olabilir sorusunu da içine alarak cevaplarsak:


Reenkarnasyon bilgisi diriliş gününe gölge düşüren bir durumdur. Amaç, başta bu kaygı güdülerek diriliş gününde tüm ölülerin yeniden dirileceği güne inandırmaktır. Bu düşünceye göre ruh dünyaya bir kere gelir ve gider. Oysa Dünya’ya bir kere gelen ruhun pek çok şeyi öğrenmesi mümkün müdür? Hayatındaki görevlerini yapması, yapamaz ise diriliş gününde hesap vereceği korkusunu pekiştirmek. İşte bu kısa hayatta gerekenlerin öğrenilmesi mümkün olamayacak, dolayısıyla bu uyanış yerini korkuya bırakacaktır. Özellikle bireyin kul olma vasfının, yüce olanı kavramasında yetersiz olduğunun altı çizilir ve koşulsuz teslimiyeti istenir. Şayet öğrenmesi gerekenleri yapamıyorsa, kendisine tabii ki bazı kolaylıklar sunulmaktadır. Bu kolaylık; sadece inanarak kulluk etmesi, itaat ve riayet etmesi, istenilene karşı koymaması, asla sorgulamaması şartıyla diriliş gününde Allah’ın huzuruna çıkabileceğidir! Kısacası, şayet bilen birine teslim olursa diriliş gününde onun sayesinde kurtulacağına inandırılır.
Oysa beden nasıl ki yeniden doğar, ruh da beden üzerinden yeniden doğar. Nasıl ki biyolojik bir evrimden söz ediyorsak, ruhsal bir tekâmül de söz konusudur. Her birimizin arasında oluşan fark, yine her birimizin bu süreci nasıl geçirdiğimizle bağlantılıdır. Zira, bu hayatta öğrendiklerimiz gelecek hayatımızı belirler ve etkiler. Yeniden doğduğumuzda bu bilgileri ayrıntılı bir şekilde hatırlayamayız, fakat ana fikir bizim ruhumuzda ve benliğimizdedir. Ruh, önceki hayatında yapamadıklarını yeni hayatında yapabilmek için yolculuğuna devam edecektir.

KAYNAK:http://indigodergisi.com/ 


GALAKTİK İNSAN WEB TEAM

10 Kasım 2014 Pazartesi

DENİZİN DİBİNDE AÇIKLANAMAYAN ESRARENGİZ GİZEM...




Bu kürelerin sırrı ne? Orta Amerika ülkesindeki dev taş küreleri kimin neden yaptığı bilinmiyor. Birleşmiş Milletler’in Dünya Kültür Mirası statüsü vermeye hazırlandığı gizemli “Kosta Rika taş küreleri”, uçuk spekülasyonlara konu olmayı sürdürüyor. Orta Amerika’da hem Atlantik hem de Pasifik Okyanusu’na kıyısı olan küçük ülkenin çeşitli yerlerinde mükemmel biçimde yontulmuş, en büyüğü 2,7 metre çapında, 16 ton ağırlığında olan çok sayıda taş bulunuyor.

Ne için yapıldıkları bilinmediğinden taş küreler ilk bilimsel raporlara konu oldukları 1930 yılından bu yana heyecan tacirlerinin düş güçlerini çalıştırıyor.



Bu taşların “kayıp Atlantis uygarlığı”ndan kaldığını öne sürenler de var, 1960’ların modasına uygun olarak Dünya-dışı ziyaretçiler tarafından bırakılmış olduğunu savunanlar da. Kimi “uzman” bunları İngiltere’deki “Stonehenge” adlı dev taş anıtla, kimisi de Güney Pasifik’teki Easter Adası’ndaki kafa heykelleriyle ilşkilendiriyor.


Mumyada kokain izi Mumyalardan alınan örnekler üzerinde yapılan tahlillerde nikotin ve kokain izlerine rastlanması bilim adamlarını şaşkınlığa uğrattı. Çünkü gerek nikotin, gerekse kokain, Amerika kıtasında yetişen tütün ve koka bitkilerinden elde edilen maddeler.

Bu bitkilerin, Amerika’nın keşfine kadar, dünyanın başka bir yerinde yetişmedikleri biliniyor. Mısır mumyaları ise bundan en az 2 bin yıl öncesinden kalma. Bilginler, bu maddelerin mumyaların yapısında olmasına bir yanıt getirmek için çalışıyor.

Baltık denizindeki UFO Baltık Denizi tabanında bulunan esrarengiz cisim, araştırmacıları şaşırtıyor. Baltık'ta dalış yapan İsveçli keşif ekibi, 1000 fit derinlikte denizin dibinde tanımlanamayan bir yapının olduğunu keşfetti.

 Araştırma timi, nesnenin 60 metre çapında ve kuyruğunun 400 metre uzunlukta olduğu tespit etti. Bu objenin 200 metre uzağında ise başka yuvarlak bir nesne daha belirlendi.


Dalgıç takımından Peter Lindberg, fotoğrafı çekilen objenin, yönetmenliğini George Lucas'ın yaptığı Yıldız Savaşları filmindeki uzay gemisine benzediğini teyit etti.



Dünya'nın ilk pili karşınızda! Irak'ın Bağdat şehri yakınlarındaki arkeolojik kazılarda 1936 yılında bulunan çömlekler, hala gizemini koruyor. Bilim insanlarının, "pil" olarak kullanıldığını tespit ettiği bu çömleklerin yaşları ise ürkütücü. Milattan önce 200'lü yıllara tarihlenen çömlekler, tam anlamıyla, bugün bildiğimiz pillerin büyük boyutlu halleri.


Elbette bugünkü Alkali pillerin çok azı kadar güç üretebilen bu piller insanlara zarar vermiyorlardı ancak dönemin "büyücüleri" tarafından halkı etkilemek için kullanıldığı ve bu yüzden sırlarının geniş kitlelere açıklanmadığı; bu pillerin hükümdarlar ve büyücüler tarafından sır olarak saklanmış olabileceği düşünülüyor.


Bu iddialar doğruysa elektrik kavramı, milattan önce keşfedilmiş ve hatta kullanılmaya başlanmıştı ancak bu bilgi sadece bir avuç insan tarafından biliniyordu. Bağdat Pili olarak bilinen bu çömlek piller de bu gerçeğin ispatı olarak karşımızda duruyor.


Mayalara ait kristal kafataslarının nasıl yapıldığı günümüz teknolojisiyle açıklanamıyor. İngiliz Anna Mitchell Hedges, 1 Ocak 1924'de Mayaların kayıp şehri Lubaantun'da piramit tapınağının mihrabının altında kristal bir kafatası buldu. Gerçek insan kafatası boyutlarında olan bu kafatası tamamen şeffaf kuartz kristalinden yapılmıştı.


Kristaller karbon içermediği için bu kristal kafatası, dünyaca ünlü Hewlett Packard firmasının bilim adamları tarafından çok çeşitli testlere tabi tutuldu. Sonuçlar bilim adamlarını hayrete düşürdü.


Kristal kafatasının ancak ileri bir teknoloji kullanılarak yapılabileceği ortaya çıktı.


Birinci Çin imparatoru Qin Shi Huang'ın mezarında bulunan heykeller, MÖ 210 tarihinde yapılmış, 1974'te Çin Halk Cumhuriyeti'nin Shaanxi eyaletine bağlı Xi'an yakınlarında bir çiftçi tarafından bulundu.


Çin'deki tüm beylikleri yenip Savaşan Devletler dönemine son veren Qin Shi Huang, Qin Hanedanı'nı kurarak kendini imparator ilan etmiştir.


Tarihçi Si Maqian'in kaydettiğine göre, Qin Shi Huang henüz hayattayken MÖ 246 yılında başlanan mezarının inşası 30 küsür yıl sürmüş, inşaatta 700 bin kişi çalıştırılmıştır.



 Dinozorlar bizim düşündüğümüzden daha uzun süre dünya üzerinde yaşadılar. Bu teori mümkün görünüyor.

Ancak şu ana kadar Triceratpos, Stegosaurus yada başka bir çeşit dinozor türünün insanlarla beraber yaşadığını kanıtlayan bir fosil bulunamadı.Bazı yerlerde dinozor ve insan ayak izleri aynı yerlerde bulunmuş olmasına rağmen, bu tartışma henüz bir sonuca ulaşamamıştır. 


100 yıldır sırrı çözülemeyen kitap 100 yıl önce bir sahafta bulunan ve şifresi hala çözülemeyen dünyanın en eski el yazması Voynich için şifre bilimciler hummalı bir şekilde çalışmayı sürdürüyorlar. Ama bu kitabın ne dili, ne yazarı henüz çözülebilmiş değil.


234 sayfalık; içinde bitki, astroloji ve farmolojik resimler bulunan, karbon testleri ile 15'inci yüzyıla uzandığı tahmin edilen yazarı bilinmeyen 23 ila 40 farklı harf karakterinden ve 38 bin kelimeden oluşan bu el yazmasının yazısı birçok kriptoloğun çabasına rağmen yüzyılı aşkın süredir çözülebilmiş değil.


Antikitera Düzeneği 2000 yıllık bir nevi bilgisayar olan “Antikitera Düzeneği”. Bu düzenek, bir ayakkabı kutusu büyüklüğündeki ahşap bir kasa içerisinde yer alan büyük ölçüde aşınmış ve bozulmuş bir grup pirinç dişliden meydana geliyordu.


1900'lı yıllarda, antik çağlardan kalma ahşabın ne şekilde korunması ve taşınması gerektiği henüz bilinmediğinden, ahşap kasadan geriye kalanlar da kısa zamanda iyice parçalandı.


Çin'de bir dağın tepesinde üçgen şeklinde, 40 cm genişliğinde, dağın derinlerine doğru giden, kısmen paslanmış borular bulundu. Daha insanların eti nasıl pişireceklerini bilmedikleri dönemlerde bu boruları nasıl ve neden inşa etmiş olabileceklerine bilim insanları açıklama getiremiyor.


kAYNAK:  http://www.annelersoruyor.com/


GALAKTİK İNSAN WEB TEAM 















































































22 Eylül 2014 Pazartesi

YEDİ RAKAMININ GİZEMİ


                                                   GALAKTİK İNSAN WEB TEAM

TÜRK'LERİN GİZLENEN TARİHİ




GALAKTİK İNSAN WEB TEAM

PİRİ REİS HARİTASINDAKİ GİZEM


                                                    GALAKTİK İNSAN WEB TEAM

KRİSTAL KAFATASI



                                                    GALAKTİK İNSAN WEB TEAM